<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kütüphane ve Ödev Merkezi</title>
	<atom:link href="http://www.islamidavet.biz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.islamidavet.biz</link>
	<description>İslâmi Davet Kütüphane ve Ödev Merkezi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 22 Feb 2012 19:31:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Kumeyl b. Ziyad&#8217;a Kısa Tafsiyeri</title>
		<link>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/kumeyl-b-ziyada-kisa-tafsiyeri/</link>
		<comments>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/kumeyl-b-ziyada-kisa-tafsiyeri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 19:31:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tuhef-ul Ukul]]></category>
		<category><![CDATA[akıllara hediye]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul akıllara hediye]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul bölümleri]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul indir]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul oku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamidavet.biz/?p=5946</guid>
		<description><![CDATA[Ey Kumeyl, her gün Allah&#8217;ın ismini zikret; &#8220;La havle ve la kuvvete illa billah&#8221; (Bütün güç ve kuvvetler ancak Allah’tandır) de ve Allah&#8217;a tevekkül et (sığın). Bizi hatırla; ismimizi anarak bize salavât getir ve bunu kendin ve korunmasına önem verdiğin şeyler için tekrarla; o günün şerrinden amânda olursun, inşâallah. Ey Kumeyl, Yüce Allah, Resulullah salla’llahu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ey Kumeyl, her gün Allah&#8217;ın ismini zikret; &#8220;La havle ve la kuvvete illa billah&#8221; (Bütün güç ve kuvvetler ancak Allah’tandır) de ve Allah&#8217;a tevekkül et (sığın). Bizi hatırla; ismimizi anarak bize salavât getir ve bunu kendin ve korunmasına önem verdiğin şeyler için tekrarla;  o günün şerrinden amânda olursun, inşâallah.</p>
<p>Ey Kumeyl, Yüce Allah, Resulullah salla’llahu aleyhi ve alih’e edep öğretti; Resulullah salla’llahu aleyhi ve alih de bana. Ben de mü&#8217;minleri terbiye edenim ve bu edepleri erdemli insanlara mirâs olarak bırakanım.</p>
<p>Ey Kumeyl, her ilmi açan benim; bütün sırları sona vardıran da Kaim (Hz.  Mehdi) aleyhi’sselâm&#8217;dır.</p>
<p>Ey Kumeyl, (Resulullah salla’llahu aleyhi ve alih’in Ehl-i Beyt’i) hep birbirinden olan (ve aynı kökten türeyen) bir soydur. Allah duyan ve bilendir.[1]</p>
<p>Ey Kumeyl, ilim ve âdâbı yalnızca  bizden  alırsan, işte o zaman bizden sayılırsın.</p>
<p>Ey Kumeyl, yapacağın her harekette marifete (bilgi ve şuura) muhtaçsın.</p>
<p>Ey Kumeyl, yemek yediğinde Allah&#8217;ın ismiyle başla ki, O’nun ismiyle hiç bir hastalık zarar veremez ve bütün dertlere de şifadır. Ey Kumeyl, yemeğini başkalarıyla ye ve cimrilik yapma; sen kimseye rızık veremezsin (her kesin rızkını Allah verir); oysa Allah bunun karşılığında sana bol mükâfat verir. Sofra başında hoş davran; sofra arkadaşını sevindir ve hizmetçini suçlama. Ey Kumeyl, yemek yerken (sofrada oturmanı) uzun sürdür ki arkadaşın da doysun, başkaları da rızkını alsın. Ey Kumeyl, yemekten sonra, verdiği rızk karşısında Allah&#8217;a hamd et, sesli bir şekilde şükret ki, başkaları da sana uysun; o zaman daha çok sevap alırsın.</p>
<p>Ey Kumeyl, midenin tümünü yemekle doldurma, su ve havâya da yer bırak; henüz iştahlıyken el çek ki, yemeğin lezzetini alasın. Vücudun sağlığı, az yiyip, az içmededir.</p>
<p>Ey Kumeyl, ancak zekât veren, mü&#8217;minlere kardeşçe davranan ve akrabalarıyla iyi ilişkisi olan kimselerin malında bereket olur. Ey Kumeyl, mü&#8217;min akrabalarına, diğer mü&#8217;minlerden daha çok pay ayır; onlara daha çok rauf ve şefkatli davran ve yoksullara sadaka ver.</p>
<p>Ya  Kumeyl, sana el açan kimseyi, eli boş çevirme, sadece bir üzüm veya hurma tanesi verebilecek durumda olsan bile. Muhakkak sadaka,  Allah katında büyür.</p>
<p>Ey Kumeyl, mü&#8217;minin süsü, alçak gönüllülükdür; güzelliği iffetdir; şerefi, dini araştırıp anlamaktır; izzeti, boş konuşmaları ve dedikoduları terketmektir.</p>
<p>Ey Kumeyl, halkın her sınıfında bir grup diğerinden daha üstün olur; sakın düşük seviyeli olanlarıyla tartışma; bana yönelik yakışmaz bir söz söyleseler bile tahammül et ve Allah&#8217;ın: &#8220;&#8230;Cahiller onlara söz söyleyince, selam olsun, diye cevap verirler.&#8221;[2] diye vasıflandırdığı kimselerden ol.</p>
<p>Ey Kumeyl, bütün hallerde hakkı söyle. Takvalı insanlarla dost ol; fâsıkları terket; münafıklardan uzak dur ve hâin insanlarla arkadaş olma.<br />
327</p>
<p>Ey Kumeyl, ilişki kurmak veya alışveriş yapmak için zalimlerin kapısını çalma. Sakın onlara tâzim etme. Toplantılarında Allah&#8217;ın gazabına uğramana vesile olacak şekilde  hazır bulunma. Eğer mecburiyet gereği yanlarında bulunursan, sürekli  Allah&#8217;ı  zikret; O&#8217;na tevekkül eyle ve şerlerinden Allah&#8217;a sığın; başını aşağı sal; kalbinle yaptıklarını inkâr et; Allah&#8217;ı onların duyacağı kadar sesli bir şekilde tâzim et. Böylece, Allah da seni teyid eder ve onların şerrinden korur.</p>
<p>Ey Kumeyl, Allah&#8217;a ve O&#8217;nun dostlarının velayetine ikrardan sonra kulların en iyi itaati, iffetli, tahammüllü ve sabırlı olmalarıdır.</p>
<p>Ey Kumeyl, maddî sıkıntını açığa vurma; izzet-i nefsini koruyarak onu gizli tut ve Allah için sabret.</p>
<p>Ey Kumeyl,  kardeşine  sırrını  açmanın  mahzuru yoktur; fakat kardeşin kimdir (biliyor musun)? Seni zorluklarda  yalnız  bırakmayan,  boynuna  diyet yahut kan  parası  geldiğinde  kendini kenara çekmeyen, (muhtaç olduğunda) ağız açmadan ihtiyacını gideren, seni, durumunu izhar etmeye mecbur edecek derecede kendi haline bırakmayan (sürekli durumundan haber alan) kimsedir. Eğer kardeşin, seni hak yoldan ayırmak istiyorsa, ıslahına çalış.</p>
<p>Ey Kumeyl, mü&#8217;min, mü&#8217;minin aynasıdır; ihtiyacını giderir ve durumunu güzelleştirir. Ey Kumeyl, mü&#8217;minler kardeştirler, kardeş hiç bir şeyi kardeşine tercih etmez.</p>
<p>Ey Kumeyl, kardeşini sevmiyorsan, kardeşi değilsin. (Gerçek) mü&#8217;min, bizim söylediğimizi söyleyendir; bizim sözümüze hilaf eden, bizden geri kalır; bizden geri kalan, bize varamaz; bizimle olmayan cehennem ateşinin en alt tabakasında yer alır.</p>
<p>Ey Kumeyl, sinesinde derdi olan, balgam çıkarır (yüreğinde sırrı olan diline döker). O halde birisi sana bizden (sır olarak) bir şey söyler ve senden kimseye açmamanı isterse, sakın onu açığa vurma. Aksini yaparsan, tövben kabul olmaz; öyle olunca da, son durağın cehennem ateşi olur.<br />
329</p>
<p>Ey Kumeyl, Resulullah salla’llahu aleyhi ve alih’in Ehl-i Beyt&#8217;inin sırrını başkalarına açmak, tahammül edilecek şey değildir; açan kimsenin tövbesi kabul olmaz; sana söylediklerimi yakin ehli mü&#8217;minden başkasına açma.</p>
<p>Ey Kumeyl, her zorlukla karşılaştığında: &#8220;La havle ve la kuvvete illa billah&#8221; (Bütün güç ve kuvvetler ancak Allah&#8217;tandır) dersen, zorlukta (sana) yeter. Her nimete ulaştığında: &#8220;Elhamdulillah&#8221; de, rızkın daha da artar. Rızkın gecikirse, Allah&#8217;tan mağfiret dile ki bolluğa çıkasın.</p>
<p>Ey Kumeyl, bizim velayetimizle mal ve evladını Şeytan&#8217;ın ortaklığından kurtar.</p>
<p>Ey Kumeyl, (iman vardır, gönüllerde) yerleşmiştir; (iman da vardır, gönüllere) eğreti konar. Sakın (imanı) eğreti olanlardan olma. (İmanı) yerleşmişlerden olmak istersen, buna ancak, seni saptırmayacak ve yoldan çıkarmayacak ana caddeden (Ehl-i Beyt&#8217;in velayetinden) ayrılmadığın takdirde ulaşırsın. </p>
<p>Ey Kumeyl, hiç bir farzın ruhsatı olmadığı gibi, hiç bir sünnetin de şiddeti yoktur. ( Yapılması sıkı tutulmamıştır.)</p>
<p>Ey Kumeyl, (şunu bil ki her zaman) günahların iyiliklerinden, gafletin zikrinden ve Allah&#8217;ın sana verdiği nimetler, yaptığın amellerden daha çoktur. Ey Kumeyl, sürekli olarak Allah&#8217;ın verdiği nimet ve afiyetten yararlanmaktasın; o halde sen de sürekli O’nun hamd-ü senâsı, tesbih ve takdisi, şükrü ve zikriyle meşgul ol.</p>
<p>Ey Kumeyl, Allah&#8217;ın: &#8220;&#8230; Allah&#8217;ı unutmuşlar  da O da, kendilerini unutturmuştur onlara&#8221; deyip &#8220;İşte onlar fasıkların ta kendileridir.&#8221;[3] diye fasık olarak nitelediği kimselerden olma sakın.</p>
<p>Ey Kumeyl, (sırf) namaz kılman, oruç tutman ve sadaka vermen önemli değildir; (asıl) önemli olan, namazını (ve  diğer amellerini) temiz bir kalple Allah&#8217;ın râzı olduğu bir şekilde ve tam bir huşu içinde yerine getirmendir. Nerede ve neyin üzerinde namaz kıldığına dikkat et; bunları doğru ve helâl yoldan elde etmiş olmazsan, kabul olmayacaktır.<br />
331</p>
<p>Ey Kumeyl, kalpte olan dile dökülür; kalp de aldığı gıdayla hayat kazanır; kalbine ve bedenine verdiğin yiyeceğe dikkat et; helâl olmazsa Allah, tesbih ve şükrünü kabul etmez.</p>
<p>Ey Kumeyl, şunu bil ve anla ki, biz, halkın emanetini vermemek hususunda kimseye izin vermemişiz; kim böyle bir izni benden nakletmişse, bâtıl ve yalan söylemiştir ve yalanının cezâsı, cehennem ateşidir. Andolsun ki Resulullah salla’llahu aleyhi ve alih vefâtından az önce bana üç kere şöyle buyurdu: &#8220;Ya Ebe&#8217;l Hasan, emaneti sahibine teslim et, ister iyi adam olsun, ister fâcir; emanet ister büyük olsun, ister küçük, hatta iplik ve iğne bile olsa.</p>
<p>Ey Kumeyl, cihâd ancak âdil imâmla câizdir ve ganimet ancak faziletli imâmla helâl olur.</p>
<p>Ey Kumeyl, eğer (Allah tarafından) peygamber gönderilmeseydi, fakat yeryüzünde takvâlı bir mü&#8217;min bulunup da (peygamberlerin vazifesini yüklenerek halkı) Allah&#8217;a dâvet etseydi, sence bu işinde haklı mıydı, yoksa haksız mı?  Vallahi,  Allah onu bu  işe tayin  edip  ve onu lâyık kılmadıkça  haksızdır.[4]</p>
<p>Ey Kumeyl, din Allah&#8217;ındır; onun başına  resul, nebi yahut vâsiden (Allah&#8217;ın tayin ettiği halifeden) başka kimsenin geçmesine izin vermez.</p>
<p>Ey Kumeyl, (rehberlik makâmı) sadece, nübüvvet, risâlet  ve imâmetle sınırlıdır; geriye kalan ya tâbi olup  izleyenlerdir,  yahut  da sapık ve bid&#8217;at ehli olanlardır.  &#8220;Allah ancak  takvalılardan (iyi amellerini)  kabul eder.&#8221;[5]</p>
<p>Ey Kumeyl, Allah; Kerim, Halim (cezâ vermede acele etmeyen), Azim ve Rahim&#8217;dir.   O,   ahlâkını  bize tanıtmış, onlarla sıfatlanmayı ve halkı da aynı yöne sevketmeyi emretmiştir bize. Biz de bu vazifeyi hiç karşı gelmeksizin yerine getirdik, hiç bir nifâk göstermeden icra ettik, yalanlamadan tasdik ettik ve şüphe etmeden kabullendik.<br />
333</p>
<p>Ey Kumeyl, ne itâat edilmek için dalkavukluk yaparım, ne sözümden çıkmasınlar diye (boş) vaadlerde bulunurum, ne de bana  Emir-ül Mü’minin desinler diye göçebelerin  vereceği yemeğe rağbet ederim.</p>
<p>Ey Kumeyl, (mal, makâm vb.) bir şeyi elde eden, fâni bir dünyayı elde etmiştir. Biz ise, ebedî ve bâki bir âhireti elde ettik.</p>
<p>Ya  Kumeyl, herkes âhirete doğru hareket etmekte; bizim   âhirette  rağbet  ettiğimiz şey, Allah&#8217;ın rızası ve  muttakilere  vereceği  cennetin  yüksek dereceleridir.</p>
<p>Ey Kumeyl, yeri cennet olmayan kimseyi, elemli bir azâp ve sürekli bir zilletle müjdele!</p>
<p>Ey Kumeyl, ben her durumda   Allah&#8217;a, verdiği tevfik ten dolayı hamd ediyorum. Şimdi istersen, kalk (git) artık.</p>
<p>[1]- Bu cümle Kur&#8217;an&#8217;dan iktibastır. Al-i İmran/34.</p>
<p>[2]- Furkan/63</p>
<p>[3]-  Haşr/19</p>
<p>[4]- Yani rehberlik  ve  tebliğ  gibi  ilâhî görevleri, ancak Allah&#8217;ın tayin ettiği kimseler üstlenebilir.</p>
<p>[5]- Maide/27.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/kumeyl-b-ziyada-kisa-tafsiyeri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Muhammed İbn-i Ebi Bekr&#8217;i Mısır&#8217;a vali olarak gönderdikten sonra mısırlılara hitaben yazdıkları mektuptan seçmeler</title>
		<link>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/muhammed-ibn-i-ebi-bekri-misira-vali-olarak-gonderdikten-sonra-misirlilara-hitaben-yazdiklari-mektuptan-secmeler/</link>
		<comments>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/muhammed-ibn-i-ebi-bekri-misira-vali-olarak-gonderdikten-sonra-misirlilara-hitaben-yazdiklari-mektuptan-secmeler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 18:57:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tuhef-ul Ukul]]></category>
		<category><![CDATA[akıllara hediye]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul akıllara hediye]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul bölümleri]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul indir]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul oku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamidavet.biz/?p=5943</guid>
		<description><![CDATA[Allah&#8217;ın kulu Emir-ül Mü&#8217;minin Ali&#8217;den, Muhammed ibn-i Ebi Bekr&#8217;e ve Mısır halkına: Selamun aleykum. Ey Muhammed, mektubun gelip bana ulaştı, sorduğun soruyu anladım, yapılması gerekli olan ve müslümanların durumunu düzeltebilecek şeyler için gayret göstermen beni hoşnut etti. Bu işlerin, senin iyi niyetli ve iyi görüşlü olduğundan ileri geldiğini anladım. Her oturup kalkmada, açıkta ve gizlide [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Allah&#8217;ın kulu Emir-ül Mü&#8217;minin Ali&#8217;den, Muhammed ibn-i Ebi Bekr&#8217;e ve Mısır halkına: </p>
<p>Selamun aleykum.</p>
<p>Ey Muhammed, mektubun gelip bana ulaştı, sorduğun soruyu anladım, yapılması gerekli olan ve müslümanların durumunu düzeltebilecek şeyler için gayret göstermen beni hoşnut etti. Bu işlerin, senin iyi niyetli ve iyi görüşlü olduğundan ileri geldiğini anladım. </p>
<p>Her oturup kalkmada, açıkta ve gizlide Allah&#8217;tan çekinmelisin. Halk arasında yargıda bulunduğunda, onlara tevazu kanatlarını ger; onlara iyi muamelede bulun; güler yüzlü ol. Bakışta da, görüşte de tarafları bir tut, fark gözetme ki, büyükler (kudret sahipleri) senin onlardan yana olmanı beklemesinler (kendilerine meylettiğini sanmasınlar); zayıflar da adaletinden meyus olmasınlar. Müddeiden (davacıdan) beyyine (iki âdil şahit) iste; inkar edene ise yemin ettir. Bir kimse kardeşiyle sulh ettiğinde, o sulhu geçerli kıl; yalnız bu sulhla helali haram, haramı da helal etmek isterlerse o hariç; sadık, vefalı, hayâlı, edepli, takvalı fakihleri, facir, yalancı, hilekâr ve düzenbazlara tercih et. İyi iş yapan salih kimseler kardeşin; facir, gaddar, sahtekâr kimseler ise düşmanın olmalıdır. Benim en çok sevdiğim kardeş, Allah&#8217;ı herkesten daha çok anan ve O&#8217;ndan daha çok korkan kimsedir. Senin de inşaallah bu kimselerden olmanı ümit ederim. </p>
<p>Sorumlu olduğunuz işler ve kendisine doğru ilerlemekte olduğunuz sonuç hususunda size Allah&#8217;tan çekinmenizi tavsiye ediyorum. Zira Allah-u Teâla Ku&#8217;ran&#8217;da buyurmuştur ki: Herkes kendi kazancının rehinidir.&#8221;[1] Yine buyurmuştur ki: &#8220;Allah kendisinden (azabından) sakınmanızı emretmektedir ve herkesin dönüşü de Allah&#8217;a doğrudur.&#8221;[2] Başka bir yerde de: &#8220;Andolsun Rabbine ki onların hepsinden yaptığı işleri soracağız.&#8221;[3] diye buyurmaktadır. Öyleyse Allah&#8217;tan çekinin; takvalı olun; çünkü bu sıfat (yani takva) diğer hiçbir özelliğin içermediği hayırları içermektedir ve diğer hiçbir şeyle elde edilmeyen dünya ve ahiret hayırlarını, onunla elde etmek mümkündür. Allah-u Teâla buyuruyor ki: &#8220;Çekinenlere, &#8220;Rabbiniz ne indirdi size?&#8221; denince, &#8220;Hayır indirdi&#8221; derler. Bu dünyada güzel hareket edenlere güzel bir mükâfat var; ahiret eviyse elbette daha da hayırlıdır ve çekinenlerin evleri, gerçekten de ne güzeldir.&#8221;[4]</p>
<p>Ey Allah&#8217;ın kulları, bilin ki çekinenler, hem gelip geçiveren dünyanın faydalarını elde ettiler; hem de bir zaman sonra gelecek ahiretin faydalarını elde edecekler. Onlar dünya ehlinin dünyalarına ortak oldular; ama, dünya ehli onların ahiretine ortak olamadı. Allah-u Teâla Kur&#8217;an&#8217;da buyuruyor ki: &#8220;De ki: Allah&#8217;ın, kulları için meydana getirdiği süslenilecek şeylerle rızık olarak verdiklerinin içinden tertemiz şeyleri, kim haram etmiştir ki? De ki: Bunlar, dünyada inanan kişilerindir, ahiretteyse yanlız onlara aittir&#8230;&#8221;[5] </p>
<p>Çekinenler, dünyada konakladılar, en güzel bir konaklayışla, dünya nimetlerini yediler en güzel bir yeyişle.</p>
<p>Ey Allah&#8217;ın kulları, bilin ki Allah&#8217;tan çekinip, Peygamber&#8217;in Ehl-i Beyt&#8217;ine saygınızı koruduğunuzda diğer fırkaların namaz, oruç ve sadakaları sizlerden daha çok olmuş olsa bile, sizler, O’na en güzel ibadet, en güzel zikir ve en güzel şükrü etmişsinizdir; sabrın, şükrün, gayret göstermenin en yüce mertebelerine ulaşmışsınızdır; çünkü bu durumda sizler Allah&#8217;a daha çok vefalı, dostlarının ve Rasulullah&#8217;ın Ehl-i Beyt&#8217;inden olan ulü-l emrin hayrını daha çok istiyen kimselersiniz. </p>
<p>Ey Allah&#8217;ın kulları, ölümden, onun yaklaşmasından, meşakkatinden sakının; ölüm için azık hazırlayın. Çünkü o büyük bir mesajla gelip çatmada; ya beraberinde hiç bir şerri (kötülüğü) olmayan bir hayır veya hiç bir hayrı olmayan bir şerle ulaşır. Cennete, cennet için iş yapandan daha yakın kim var; cehenneme de cehennem ehlinden daha yakın kim olabilir? Öyleyse, nefsiniz ölüm hususunda sizinle çekişmek (onu aklınızdan çıkarmak) istediğinde, ölümü çok anın. Çünkü ben Peygamber-i Ekrem salla&#8217;llâhu aleyhi ve alih&#8217;in şöyle buyurduğunu duydum: &#8220;Lezzetleri yok eden şeyi (yani ölümü) çok anın.&#8221; Şunu da bilin ki, ölümden sonraki merhaleler, Allah&#8217;ın affedip bağışlamadığı kimse için ölümden daha çetin ve daha şiddetlidir. </p>
<p>Ey Muhammed, bil ki, seni en fazla askerimin bulunduğu beldeye (Mısır&#8217;a) vali tayin ettim. Bu ülkede, kendi nefsinden, dininden korkman, günde bir saat bile olsa bu hususta düşünmen gerekir. Halktan birisini  hoşnut etmek için Allah&#8217;ı gazaba getirme! Sakın. Çünkü Allah’n rızası her şeyin bedelidir; ama hiçbir şey Allah&#8217;ın bedeli olamaz. Zalime karşı şiddetli ol; onun önünü al (yapacağı kötü işi engelle); iyi iş yapanlara karşı yumuşak davran, onları kendine yaklaştır, kendine sırdaş ve kardeş kıl. </p>
<p>Sonra, namazına dikkat et; bak nasıl kılıyorsun; çünkü sen imamsın. Bir imam, halka namaz kıldırır, onların namazında bir noksanlığa sebep olursa onların bütün günahı o imamın üzerine olur; fakat o imamın arkasında namaz kılan kimselerin namazından bir şey eksilmez (onların namazı doğrudur). Bir imam, namazı kâmil bir şekilde kılarsa, arkasında namaz kılan kimselerin sevabı kadar, onların sevabından bir şey eksilmeksizin, sevap alır. Abdestine de dikkat et; zira abdest namazın kâmil olmasına sebep olur. Abdestli olmayan kimsenin namazı batıl olur. Şunu da bil ki, amellerinden her birinin kabul olup olmaması, senin namazına bağlıdır. Namazını yok eden kimse, İslam&#8217;ın diğer hükümlerini daha çok yok eder. </p>
<p>Ey Mısır halkı, yaptığınızın söylediğinizi, gizli halinizin açıktaki durumunuzu tasdik etmesi, söylediğinizin yaptığınıza ters düşmemesi için gayret edin. Resulullah salla&#8217;llâhu aleyhi ve alih: &#8220;Ben ümmetim için ne mü&#8217;minden korkarım, ne müşrikten. Çünkü mü&#8217;mini Allah, imanı yüzünden kötülükten korur; müşriki de şirki yüzünden rezil ve kahreder. Fakat sizlere diliyle güzel söz söyleyen, hareketiyle çirkin işlerde bulunan ve hiç bir kimseden de korkusu olmayan, tatlı dilli münafıktan korkuyorum.&#8221; buyurmuştur. Yine Resulullah salla&#8217;llâhu aleyhi ve alih şöyle buyurmuştur: &#8220;İyiliklerinden hoşnut olup, kötülüklerinden üzülen kimse gerçekten de mü&#8217;mindir.&#8221; Yine buyurmuştur ki: &#8220;Şu iki özellik münafık bir kimsede bir araya toplanmaz: Güzel tutumlu olmak, sünneti iyice bilmek.&#8221;</p>
<p>Ey Ebu Bekr&#8217;in oğlu Muhammed, bil ki, en üstün din bilgisi, dinde vera&#8217;lı olmak (şüpheli şeylerden sakınmak) ve Allah&#8217;ın emrine amel etmektir. Allah-u Teâla bizi ve seni O&#8217;na şükretmekte, O&#8217;nu anmakta, hakkını eda etmekte, itaatını yerine getirmekte muvaffak kılsın. Şüphesiz, O işitici ve yakındır. Bil ki dünya, bela (imtihan) ve fena, ahiret ise beka ve mükâfat (ceza) yurdudur; mümkün olduğu kadar, baki kalanı, fani olan şeye tercih et, onu süsle. Allah-u Teâla, emrettiği şeylerde kusur etmememiz, alıkoyduğu şeylere yaklaşmamamız için bize gösterdiği şeyleri görmeyi, anlattığı şeyleri anlamayı bize nasip eylesin. Tabii ki sen dünyadaki nasibini elde etmeye mecbursun, fakat ahiret nasibini elde etmeye daha çok muhtaçsın. Öyleyse biri ahiret, diğeri dünya için olan iki işle karşılaştığında ahiret işine öncelik ver. Mümkün olduğu takdirde hayır işe daha fazla ilgi göster; niyetini o işte halis et, güzelleştir. Allah-u Teâla hayır ve hayır ehlini seven kulu, onu yapmaya muvaffak olmasa bile, niyeti miktarınca mükâfatlandırır; o hayır işi yapan kimsenin aldığı sevap kadar sevap alır, inşaallah. </p>
<p>Sonra, Allah&#8217;tan sakınmayı (takvalı olmayı) ve sonra da İslam&#8217;ın kapsamlı yedi kuralını sana tavsiye ediyorum: Allah&#8217;tan kork; Allah için olan bir işte hiçbir kimseden çekinme; çünkü en iyi söz, amelin doğruladığı sözdür. Bir konuda iki çeşit yargıda bulunma; zira iki </p>
<p>çeşit yargıda bulunduğun takdirde haktan (doğru yoldan) saparsın. Kendin ve ailen için sevdiğin şeyi, halkın ve milletin için de sev; kendin ve ailen için sevmediğin, beğenmediğin şeyi onlar için de sevme, beğenme. Allah katında mazur görüleceğin bir işe sarıl. Halkın durumunu düzelt, onları düzene sok. Hak yolunda kendini tehlikelere at; Allah için olan bir işte kınayanların kınamasından çekinme; yüzünü haktan çevirme. Bir müslüman seninle istişare ettiğinde hayrını söyle ve kendini müslümanların yakında ve uzakta olanı için bir örnek kıl. İyiliği emret ve kötülükten alıkoy. Sana ulaşan her musibete karşı sabırlı ol; çünkü sabır ve tahammül, işlerin en sağlamıdır. Selam, Allah’ın rahmeti ve bereketi sana olsun.</p>
<p>[1]- Müddessir/45.</p>
<p>[2]- Âl-i İmran/28.</p>
<p>[3]- Hicr/92.</p>
<p>[4]- Nahl/30.</p>
<p>[5]- A&#8217;raf/32.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/muhammed-ibn-i-ebi-bekri-misira-vali-olarak-gonderdikten-sonra-misirlilara-hitaben-yazdiklari-mektuptan-secmeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dünya ve Onun Zevklerini Yenmesi Hususundaki Sözleri</title>
		<link>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/dunya-ve-onun-zevklerini-yermesi-hususundaki-sozleri/</link>
		<comments>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/dunya-ve-onun-zevklerini-yermesi-hususundaki-sozleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 18:54:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tuhef-ul Ukul]]></category>
		<category><![CDATA[akıllara hediye]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul akıllara hediye]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul bölümleri]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul indir]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul oku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamidavet.biz/?p=5941</guid>
		<description><![CDATA[Dünyadan çekinmenizi tavsiye ediyorum. Çünkü dünya, (zahiri) tatlıdır; yemyeşildir (görünüşü güzeldir); özlemlerle kaplanmıştır; çabuk elde edilen fakat hemen geçip giden zevkleri için sevilir; dileklerle mamur olur, aldatmayla süslenir; fakat verdiği sevincin bekası yoktur; onun ansızın gelen musibetinden güvende olunmaz. Pek aldatan, çok zarar veren, yok olup biten, geçip giden, yiyip bitiren ve helak edendir. Onu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> Dünyadan çekinmenizi tavsiye ediyorum. Çünkü dünya, (zahiri) tatlıdır; yemyeşildir (görünüşü güzeldir); özlemlerle kaplanmıştır; çabuk elde edilen fakat hemen geçip giden zevkleri için sevilir; dileklerle mamur olur, aldatmayla süslenir; fakat verdiği sevincin bekası yoktur; onun ansızın gelen musibetinden güvende olunmaz. </p>
<p>Pek aldatan, çok zarar veren, yok olup biten, geçip giden, yiyip bitiren ve helak edendir. Onu isteyenler, onu elde etmeye razı olanlar, dileklerini elde etseler bile, noksan sıfatlardan münezzeh olan, şanı yüce Allah&#8217;ın, şu: &#8220;(Dünya yaşayışı) gökten yağdırdığımız yağmura benzer; yeryüzünün bitkilerini sular, bünyelerine girer de onları yeşertir, yetiştirir; derken bitkileri kurur, ufalanır, yeller de onları savurur gider ve Allah&#8217;ın her şeye gücü yeter.&#8221; buyruğundan öteye geçmez.[2]  </p>
<p>Hiçbir sevinip gülen yoktur ki, ardından dünya onu kedere düşürmüş olmasın, ağlatmasın. Bolluğuyla bir karnı doyurursa, sonunda yokluğunu onun sırtına yükler. Onda bolluk getiren hiç bir yağmur yoktur ki bela bulutu onu izlemesin. Sabahleyin (birine) yardım ederse, akşamleyin artık onu tanımaz. Bir kimse için bir tarafı yutulması kolay, tatlı olursa, öbür yanı acı ve hastalık olur. Akşamleyin onda esenlik elbisesi giyen, korkulara düşerek sabahlamıştır. </p>
<p>Dünya aldatıcıdır, onda ne varsa hepsi de insanı aldatır. Fanidir, onda olanların hepsi de yok olur.  Azıkları arasında günahlardan çekinmekten (takvadan) başka hiç bir şeyde hayır yoktur. Dünyadan az bir şeye razı olan, kendisini emniyete kavuşturacak çok şeyi kazanmaya yönelir. Ondan çok şey elde edenin elde ettiği ebedi olarak kalmaz ve çok çabuk elinden çıkıverir.[3] Dünya, nice güvenenlerini ansızın gelen musibetlere düşürmüş ve nice inananlarını yere vurmuştur; nice ihtiyatlı insanları aldatmış ve nice büyükleri hor-hakir etmiştir; nice mütekebbirleri aç ve fakir kılmış ve nice taht ve taç sahiplerini yüz üstü düşürmüştür. </p>
<p>Dünyanın saltanatı zillettir; yaşayışı bulanıktır. Tatlı suyu, acı ve tuzludur; tadı dili damağı acıtır. Dirisi ölüme, sıhhatlisi hastalığa hedeftir; kuvvetli olanı yıkılmaya maruzdur. Malı-mülkü geçicidir. Azizi mağlup düşer, güvencede olanı zorluğa uğrar; ona sığınan yağmalanır. Bunları ise ölüm sekeratı ve iniltileri (can çekişmenin zorluğu) kıyametin dehşetleri ve adaletli bir hakimin karşısında durmak izler. “Kötülük edenleri, yaptıklarına karşılık cezalandırmak ve iyilik edenlere ise yaptıklarından daha iyi mükâfat vermek için.”</p>
<p>Sizler, sizden önce daha uzun ömür sürenlerin, eserleri daha açık kalanların, sizden daha hazırlıklı olanların, orduları ve inatları sizden daha çok olanların yurtlarında değil misiniz? Onlar da dünyaya taptılar, hem de nasıl taptılar? Dünyayı seçtiler, hem de nasıl seçtiler? Sonra da zilletle bu dünyadan göçüp gittiler. Peki, siz böyle (vefasız) bir dünyayı mı seçmektesiniz? Böyle bir dünyaya mı ihtiras ediyor, ona mı güveniyorsunuz?! </p>
<p>Allah-u Teâla buyuruyor ki: &#8220;Kim dünya hayatını ve ziynetini dilerse onda yaptıklarının karşılığını tam olarak öderiz ve onlar bu hususta hiç bir zarara uğramazlar. Onlar öyle kişilerdir ki, onlara ahirette ancak ateş var, dünyada işledikleri işlerse boşa gitmiştir; zaten bütün işledikleri de boştur&#8221;.[4] Bu dünya, ondan endişelenmiyen ve ondan korkmayan kimseler için, ne de kötü bir diyardır. </p>
<p>Bilin, bilirsiniz de, sizler onu bırakıp gideceksiniz. Dünya Allah-u Teâla&#8217;nın onu vasfettiği gibidir: &#8220;Bilin ki dünya hayatı, ancak bir oyundur, bir eğlencedir, bir bezentidir, aranızda bir övünmedir ve bir mal ve evlat çoğaltma gayretidir ancak.&#8221;[5] </p>
<p>Her yüksek tepede, ihtiyacı olmaksızın bir yapı kurarak eğlenip duran, sağlam yapılar, kaleler yapıp ebedi kalacağını uman ve &#8220;kimdir bizden daha kuvvetli&#8221;[6] diyen kimselerden ibret alın; yine ibret alın kendi gözünüzle görmüş olduğunuz kardeşlerinizden; nasıl onlar, davetsiz olarak omuzların üzerinde taşınarak kabirlerine indirildiler; misafir çağrılmadan mezarlarına kondular. Sığındıkları yerler kabir, kefenleri toprak oldu, kurumuş kemiklerle komşu oldular. Öyle komşu ki, çağırana cevap veremezler ve zulmün önünü alamazlar (düştükleri zilleti gideremezler); ne birinin ziyaretine gidebilirler, ne de hallerini, hatırlarını soran olur. Kinleri yatışmış, halim olmuş kişilerdir; hasedleri ölmüş, gaflet içindeler. Onların ne ansızın saldırılarından korkulur, ne de yardımları ümit edilir. Onlar asla dünyaya gelmemiş kimseler gibidirler; nitekim Allah-u Teâla: &#8220;İşte bu, o kimselerin evleridir </p>
<p>ki, ölümlerinden sonra çok az bir zaman dışında hepsi bomboş kalmıştır. Onlara varis olanlar biziz.&#8221;[7] buyurmuştur. Yerin üstünü altıyla, genişliği daracık bir yerle, ehli-ayali gurbetle, ışığı zulmetle değiştirmişlerdir. Yerden ayrıldıkları (topraktan yaratıldıkları,) gibi tekrar ayakları yalın, bedenleri çıplak oraya döndüler. Amelleriyle birlikte dünyadan, ebedi bir hayata göçtüler, orada mesken edindiler. Nitekim noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah da şöyle buyurmuştur: &#8220;Önce nasıl yarattıysak, tekrar yaratacağız; bu vaadimizdir bizim ve gerçekten de yapacağız&#8221;.[8]</p>
<p>[1]- Bu sözleri merhum Razi az bir farkla Nehc-ül Belağa&#8217;nın 109. hutbesinde nakletmiştir.</p>
<p>[2]- Kehf/44.</p>
<p>[3]- Nehc-ül Belağa&#8217;da: &#8220;Çok şey elde edense, kendisini helak edecek şey elde etmiştir&#8221; diye geçer.</p>
<p>[4]- Hud/15.</p>
<p>[5]- Hadid/20.</p>
<p>[6]- Fussilet/16.</p>
<p>[7]- Kasas/58.</p>
<p>[8]- Enbiya/104.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/dunya-ve-onun-zevklerini-yermesi-hususundaki-sozleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Malların Yerinde Harcaması Hususundaki Sözlerinden Bir Bölümü</title>
		<link>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/mallarin-yerinde-harcamasi-hususundaki-sozlerinden-bir-bolumu/</link>
		<comments>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/mallarin-yerinde-harcamasi-hususundaki-sozlerinden-bir-bolumu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 18:51:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tuhef-ul Ukul]]></category>
		<category><![CDATA[akıllara hediye]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul akıllara hediye]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul bölümleri]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul indir]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul oku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamidavet.biz/?p=5939</guid>
		<description><![CDATA[Sıffin savaşında Hz. Ali&#8217;nin ashabından bazıları, Muaviye&#8217;nin kendi tarafına geçenlere olan mal bağışını görünce -zaten insanlar da dünya uşağıdırlar- Emir-ül Mü&#8217;minin Hz. Ali aleyhi&#8217;sselâm&#8217;a şöyle dediler: &#8220;Siz de bu maldan bağışta bulunun, eşrafa, soylulara, muhalefet etmesinden ve ayrılmalarından korktuğunuz kimselere öncelik tanıyın (onların payını çoğaltın). Duruma hakim olduğunuzda dönüp adaleti uygulamaya başlarsınız, (ganimeti de) eşit [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sıffin savaşında Hz. Ali&#8217;nin ashabından bazıları, Muaviye&#8217;nin kendi tarafına geçenlere olan mal bağışını görünce -zaten insanlar da dünya uşağıdırlar- Emir-ül Mü&#8217;minin Hz. Ali aleyhi&#8217;sselâm&#8217;a şöyle dediler: &#8220;Siz de bu maldan bağışta bulunun, eşrafa, soylulara, muhalefet etmesinden ve ayrılmalarından korktuğunuz kimselere öncelik tanıyın (onların payını çoğaltın). Duruma hakim olduğunuzda dönüp adaleti uygulamaya başlarsınız, (ganimeti de) eşit olarak onların arasında taksim edersiniz.&#8221; İmam cevapta şöyle buyurdu: </p>
<p>Muaviye&#8217;ye galip olmak için kendilerine buyruk yürütmeye memur olduğum müslümanlara adaletsizlikte bulunmayı mı öneriyorsunuz bana? Andolsun Allah&#8217;a, gece gündüz birbirini kovaladıkça, gökte yıldızlar birbirlerini izledikçe bu işe yaklaşmam, bu mallar benim şahsi malım olsaydı, yine de halka eşit olarak dağıtırdım; oysaki onların kendi malıdır. </p>
<p>Bir müddet sustuktan sonra buyurdular ki: Malı olan, fesada düşmekten korkmalıdır. Hakkı olmayana bir malı vermek, haddi aşmak ve israftır. Bu (israf) da şahsı, halk arasında yüceltir, yüksek bir mevkiye çıkarır; fakat Allah katında hor-hakir eder. Malını hakketmeyen ve layık olmayan kişiye veren insan, o adamın teşekküründen mahrum kaldığı gibi hayrından da kendisi değil, başkaları yararlanır. Böyle birisine dostluk gösteren ve teşekkürde bulunan bir kimse de olursa, o bir dalkavuk ve yalancıdır ancak. Ondan yine önceden aldığı şeylerin benzerini elde etmek için ona yaklaşır; fakat ayağı kayıp (zor bir duruma düşüp) yardıma ve yaptığı iyiliğin karşılığına muhtaç olduğu bir zaman en kötü dost ve en alçak arkadaş olur. </p>
<p>Allah yolunda cimrilik yapıp cahillere bağışta bulunduğu müddetçe, ismi onların ağzında dolaşır. Hangi talih bundan daha kötü ve daha çirkin olabilir? Hangi ihsan bundan daha faydasız ve daha neticesizdir? Mal elde eden, onunla akrabalara yardım etmelidir, misafir ağırlamalıdır, zorda kalan ve esir düşenleri zorluk ve esaretten kurtarmalıdır, borçlu, yolda kalmış, fakir ve evlerinden göç ettirilmiş kimselere yardımda bulunmalıdır. Kendini sevabı olan işlere, hakları eda etmeye zorlamalıdır; böylece bu özelliklerle dünya şerefini ve ahiret faziletini kazanmış olur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/mallarin-yerinde-harcamasi-hususundaki-sozlerinden-bir-bolumu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz. Ali (a.s)&#8217;ın Muttakilere Dünyayı Vasfedişi</title>
		<link>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/hz-ali-a-sin-muttakilere-dunyayi-vasfedisi/</link>
		<comments>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/hz-ali-a-sin-muttakilere-dunyayi-vasfedisi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 18:50:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tuhef-ul Ukul]]></category>
		<category><![CDATA[akıllara hediye]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul akıllara hediye]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul bölümleri]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul indir]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul oku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamidavet.biz/?p=5937</guid>
		<description><![CDATA[Cabir ibn-i Abdullah Ensari şöyle diyor: &#8220;Basra savaşında Emir-ül Mü&#8217;minin ile beraberdik, İmam kendisine karşı savaş açanların (Talha, Zübeyrve Aişe&#8217;nin) savaşından kurtulduğunda gecenin son vakitleri bize uğradı ve: “Ne hususunda sohbet ediyorsunuz?” diye sordu. &#8220;Dünyayı kınamak hakkında konuşuyoruz.&#8221; dedik; buyurdular ki: &#8220;Ya Cabir! Niçin dünyayı kınıyorsunuz? Daha sonra Allah&#8217;a hamd-u sena edip şöyle buyurdular: Niçin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cabir ibn-i Abdullah Ensari şöyle diyor: &#8220;Basra savaşında Emir-ül Mü&#8217;minin ile beraberdik, İmam kendisine karşı savaş açanların (Talha, Zübeyrve Aişe&#8217;nin) savaşından kurtulduğunda gecenin son vakitleri bize uğradı ve: “Ne hususunda sohbet ediyorsunuz?” diye sordu. &#8220;Dünyayı kınamak hakkında konuşuyoruz.&#8221; dedik; buyurdular ki: </p>
<p>&#8220;Ya Cabir! Niçin dünyayı kınıyorsunuz? Daha sonra Allah&#8217;a hamd-u sena edip şöyle buyurdular: Niçin bir grup dünyayı kınıyor ve onda zahidlik iddiası ediyor? Dünya, doğrulara doğruluk yurdudur; anlayanlara afiyet (kurtuluş) evidir. Ondan azık toplayana zenginlik diyarıdır. Peygamberlerin secde yeridir. İlahi vahyin indiği yerdir. Meleklerin ibadet yeridir. Allah dostlarının meskenidir. Evliyaullahın alış veriş yurdudur. Orada rahmet elde ederler; orada cenneti kazanırlar. </p>
<p>Ey Cabir, dünya, ölümü açıkça haber verdiği, kendisinden ayrılacağımızı seslenip bildirdiği, zevalini anlattığı halde, kimdir ki onu kınar, yermeye kalkar? Dünya belalarıyla (ahiret) belasını gösterir ehline; sevinciyle onları (ebedi bir) sevince teşvik eder. Allah&#8217;ın azabından korkutmak ve ebedi nimete teşvik etmek için geceleri musibet getirdiği gibi sabahları da nimet ve esenlik doğurur. Günahtan pişmanlık duyanlar kınarlar onu. (Başkalarıysa kıyamet günü överler onu.)[1] Çünkü dünya sadakatle onlara hizmet etmiştir. Dünya onlara akıbeti anlatmıştır, onlar da anlamışlardır; öğüt vermiştir onlara, onlar da öğüdünü kabul etmişlerdir. Onları (cehennemden) korkutmuştur, onlar da korkmuşlardır; onları (cennete) teşvik etmiştir, onlar da ona rağbet etmişlerdir. </p>
<p>Ey dünyanın aldatışlarına kapılıp onu kınayan, ne vakit dünya senin kınamanı hakketti? Ne zaman dünya aldattı seni? Toprağa atıp çürüttüğü babalarının helak oldukları yerlerle mi; yoksa yer altına attığı analarının yattığı yerlerle mi aldattı seni? Ne kadar kendi ellerinle hastalara bakıcılık yaptın? Ne kadar sakatlara hizmet ettin; onların ilacını aradın; onları iyileştirmek için doktorlara başvurdun da maksadına ulaşamadın, (çaresi olmadı ve) ihtiyacın karşılanmadı? Dünya onlara yaptığıyla, sana örnek verdi; halleriyle halini (ölmeleriyle öleceğini) gösterdi. Yarın, dostlarının sana bir faydası olmaz; sesin de bir yere ulaşmaz. Hastalığın, açıkça ölümden haber verdiği, dert ve elemin şiddetlendiği bir zaman, artık iniltinin bir faydası olmaz; feryatla ağlamak ölümü önlemez; göğüs sıkışır, boğaz tıkanır; ne bir ses duyar, ne de bağırıp çağırmakla korkar. Ölüm anlarındaki üzüntü ne de çok ve uzun </p>
<p>sürelidir! Sonra onu tabutun içerisine bırakıp (mezarlığa) götürürler. Dört el onu nakledip uzun bir süre kalmak için kabrin dar yerinde (lahda) yan üstü yatırırlar. Artık zenginlik elden çıkmış, ömür tükenmiştir, şefkatli dostlar onu terkederler; merhametli davrananlar ondan ilişkilerini keserler; dostları ona yaklaşmaz. Ziyaretçileri evine uğramaz, evi çeki düzene girmez. Hiçbir yerden nişane bulamaz, her yerden habersiz kalır. Varisler mirası bölmeye koşarlar, geride bıraktığı mal taksim edilir; günahı, vebali ise onun üzerine olur, günahlar onu kuşatır. Önceden hayır bir iş yapmış olursa kazancı temiz olur; fakat önceden kötü bir iş yapmışsa akıbeti helak olmakla sonuçlanır. Hayatının sonu, ölüm; ziyaretgâhı, kabir olan bir kimseye, dünyada (bir kaç günlük) ikametin ne faydası olur. Bu, öğüt bakımından (öğüt alanlar için) yeterlidir. </p>
<p>Ey Cabir, yeter artık, benimle beraber gel; Cabir diyor ki: İmam&#8217;la birlikte bir kabristana vardık, İmam kabristan ehline şöyle seslendi: Ey toprağa döşenmiş, gurbete düşmüş kişiler, bıraktığınız evlerde oturulmaktadır, mallarınız paylaşıldı, zevceleriniz nikâhlandı. Bu bizim size verdiğimiz haber, sizden ne haber var?&#8221; İmam biraz sükut ettikten sonra başını kaldırıp şöyle buyurdular: &#8220;Göğü yükselten ve yeryüzünü yayan Allah&#8217;a and olsun ki eğer onların konuşmalarına izin verilseydi, &#8220;Bizler, en hayırlı azığın takva olduğunu gördük.&#8221; derlerdi. Daha sonra buyurdular ki: Ey Cabir, eğer istiyorsan geri dön.</p>
<p>[1]- Parantezdeki cümle Nehc-ül Belağa’da geçer. Sonraki cümleler, bu cümleyle bağlantılı olduğuna göre bu cümle, buradaki nakilden düşmüştür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/hz-ali-a-sin-muttakilere-dunyayi-vasfedisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İman, Ruhları ve Onların Farklarıyla İlgili Hutbesi</title>
		<link>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/iman-ruhlari-ve-onlarin-farklariyla-ilgili-hutbesi/</link>
		<comments>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/iman-ruhlari-ve-onlarin-farklariyla-ilgili-hutbesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 18:06:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tuhef-ul Ukul]]></category>
		<category><![CDATA[akıllara hediye]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul akıllara hediye]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul bölümleri]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul indir]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul oku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamidavet.biz/?p=5935</guid>
		<description><![CDATA[Bir kişi, Hz. Ali alehi&#8217;sselâm&#8217;ın huzuruna gelip: Halktan bazıları diyorlar ki: “Kul imanlıyken zina etmez; imanlıyken şarap içmez; imanlıyken faiz yemez; imanlıyken haksız yere kan dökmez.” dedi. Bu söz bana öyle ağır geldi, göğsümü öyle sıktı ki, sanıyorum namaz kılan, ben öldüğümde beni toprağa verecek olan, (o öldüğünde ise) benim kendisini toprağa vereceğim bu kul, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir kişi, Hz. Ali alehi&#8217;sselâm&#8217;ın huzuruna gelip: Halktan bazıları diyorlar ki: “Kul imanlıyken zina etmez; imanlıyken şarap içmez; imanlıyken faiz yemez; imanlıyken haksız yere kan dökmez.” dedi. Bu söz bana öyle ağır geldi, göğsümü öyle sıktı ki, sanıyorum namaz kılan, ben öldüğümde beni toprağa verecek olan, (o öldüğünde ise) benim kendisini toprağa vereceğim bu kul, küçük bir günah işlemekle imandan çıkıyor? İmam aleyhi’sselâm buyurdular ki: Kardeşin doğru söylemiştir; zira Resulullah salla’llâhu aleyhi ve alih&#8217;den şöyle buyurduğunu duydum: &#8220;Allah-u Teâla halkı üç grup olarak yaratmıştır, onların her biri için de bir yer tayin etmiştir. Allah-u Teâla buyuruyor ki: &#8220;Sağ taraf ehli, amma sağ taraf ehli, ne sevinç içerisindeler ve sol taraf ehli, amma sol taraf ehli ne kötü durumdalar ve bir de ileri geçenler ki herkesten ileri geçmişlerdir; onlardır mabutlarına yaklaştırılanlar.&#8221;[1]</p>
<p>Herkesten ileri geçenlere gelince, onlar mürsel veya gayr-i mürsel peygamberlerdir. Allah-u Teâla onların vücutlarında beş ruh var etmiştir: Kudsiyet ruhu, iman ruhu, kuvvet (cismanî kudret) ruhu, şehvet (maddi istekler) ruhu, beden ruhu (ayrılmasıyla hayatın son bulacağı ruh). Kudsiyet ruhu ile peygamberlik ve kudsiyet makamına ulaşırlar; iman ruhu ile Allah&#8217;a ibadet ederler, O&#8217;na hiçbir şeyi ortak koşmazlar; kuvvet ruhu ile düşmanla savaşırlar ve geçimlerini temin ederler; şehvet ruhu ile yiyilecek ve içilecek şeylerin tadını alırlar, helal olan hanımlarla evlenirler; beden ruhu ile, yürürler, hareket ederler. Bu grubun günahları bağışlanıp affedilmiştir. Allah-u Teâla buyuruyor ki: &#8220;O peygamberlerden bazısını bazısına üstün kıldık. Allah, onların bazılarıyla konuşmuş, bazılarının da derecelerini yüceltmiştir. Meryem oğlu İsa&#8217;ya apaçık deliller verdik, onu Ruh-ul Kudüs&#8217;le kuvvetlendirdik.&#8221;[2] Yine bütün peygamberler hakkında buyuruyor ki: &#8220;Onları, kendinden bir ruhla, imanla kuvvetlendirmiştir.&#8221;[3] Yani bu ruhla onlara ikramda bulunup onları diğerlerinden üstün kılmıştır; bunlar mağfiret edilmiş kimselerdir. </p>
<p>Daha sonra Kur&#8217;an-ı Kerim sağ taraf ehlini zikretmiştir; onlar gerçek mü&#8217;minlerdir. Allah-u Teâla onların vücudunda dört ruh bırakmıştır: İman ruhu, kuvvet ruhu, şehvet ruhu, beden ruhu. Mü&#8217;min bir kul, bazı haller kendisinde oluşmayıncaya kadar bu dört ruha sahiptir. &#8220;Bu haller nedir?&#8221; diye sorulduğunda şöyle buyurdu: &#8220;Birincisi, Allah-u Teâla&#8217;nın buyurduğu şeydir: &#8220;İçinizden yaşayışın en aşağılık çağına, iyice ihyiyarlayana kadar ömür sürdürenler de vardır ki bildikleri şeyleri bilmez olurlar.&#8221;[4] İşte böyle bir adamın bütün ruhları zayıflar; fakat imandan çıkmaz. Zira (bir günah işlememiştir,) onu böyle yapan ve bu hale getiren Allah&#8217;tır. Artık o adam namaz vaktini tanımaz, gece namaz kılmaya, gündüz oruç tutmaya gücü yetmez; işte bu onun iman ruhunun zayıflamasını gösterir; fakat ona bir zararı olmaz, inşaallah. Nitekim o adamın şehvet ruhu da zayıflar; çünkü en güzel kızlar bile onun gözünün önünden geçse onlara asla ilgi duymaz. Ama beden ruhu onda baki kalır, ölüm anına kadar onunla hareket eder, onunla yürür. </p>
<p>Bu ihtiyar adamın hali (akıbeti) hayırdır; çünkü Allah onu bu hale getirmiştir. </p>
<p>(İkincisi,) bazen gençliğin kuvvetli döneminde insana bazı haller arız olur, insanın hatalı işleri yapma kararı almasına sebep olur, kuvvet ruhu ona cesaret verir, şehvet ruhu, günahı onun nazarında süsler, beden ruhu ise yularından çıkar ve insan (bu faktörlerin birleşmesiyle) günaha düşer. Günah işlediğinde iman ondan ve o da imandan ayrılır. Artık tövbe etmedikçe iman geri dönmez. Tövbe eder, velayeti tanırsa (ulü-l emr&#8217;e itaatte bulunursa) Allah tövbesini kabul eder; tekrar günaha baş vurursa velayeti terketmiş sayılır, Allah da onu cehennem ateşine atar.</p>
<p>Sol taraf ehline gelince, onlar Yahudi ve Hıristiyanlardır. Allah-u Teâla (onların hakkında) şöyle buyurmaktadır: &#8220;Kendilerine kitap indirdiğimiz kimseler, Peygamberi, (yani Muhammed ve onun vasilerini İncil ve Tevrat kitaplarının tanıttığı şekilde) evlerindeki oğullarını tanır gibi tanırlar; amma gene de içlerinden bir kısmı bilebile gerçeği gizler. Hak, Rabbindendir. Artık, sakın şüpheye düşenlerden olma.&#8221;[5] </p>
<p>Bildiklerini gizledikleri için Allah-u Teâla onları bu belaya duçar etti, iman ruhunu onlardan alıverdi, vücutlarında yalnız üç ruhu, kuvvet, şehvet ve beden ruhunu bıraktı. </p>
<p>Daha sonra onları hayvanlara ilhak edip şöyle buyurmuştur: &#8220;Onlar, ancak hayvanlara benzerler, hatta yol yordam bakımından hayvandan da sapıktır onlar.&#8221;[6] Zira hayvanlar da, kuvvet ruhu ile yük taşırlar, şehvet ruhu ile yem yerler, beden </p>
<p>ruhu ile hareket ederler. Soru soran adam (bu sözleri duyduktan sonra) İmam&#8217;a: &#8220;Kalbimi dirilttin&#8221; dedi. </p>
<p>[1]- Vakıâ/8-11.</p>
<p>[2]- Bakara/253.</p>
<p>[3]- Mücadele/22.</p>
<p>[4]- Nahl/70.</p>
<p>[5]- Bakara/145-146.</p>
<p>[6]- Furkan/42.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/iman-ruhlari-ve-onlarin-farklariyla-ilgili-hutbesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title></title>
		<link>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/5933/</link>
		<comments>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/5933/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 18:05:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tuhef-ul Ukul]]></category>
		<category><![CDATA[akıllara hediye]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul akıllara hediye]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul bölümleri]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul indir]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul oku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamidavet.biz/?p=5933</guid>
		<description><![CDATA[komutanlığa atayıp Sıffİn’e gönderdİğİ Zİyad İbn-İ Nazr&#8217;a tavsİyelerİ Her sabah ve akşam Allah&#8217;tan kork, çekin; gurura kapılmaktan sakın; hiçbir halde nefsini beladan emin sanma (ondan gafil olma). Bil ki nefsini, kötülüğünden korkarak, istediği şeylerin çoğundan uzak tutmazsan bu dilekler, seni pek çok zararlara sokar ve sonunda bu isteklerden uzaklaşmaya mecbur kalırsın. Öyleyse nefsine engel ol; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>komutanlığa atayıp Sıffİn’e gönderdİğİ Zİyad İbn-İ Nazr&#8217;a tavsİyelerİ</p>
<p>Her sabah ve akşam Allah&#8217;tan kork, çekin; gurura kapılmaktan sakın; hiçbir halde nefsini beladan emin sanma (ondan gafil olma). Bil ki nefsini, kötülüğünden korkarak, istediği şeylerin çoğundan uzak tutmazsan bu dilekler, seni pek çok zararlara sokar ve sonunda bu isteklerden uzaklaşmaya mecbur kalırsın. Öyleyse nefsine engel ol; onu zulüm, sapıklık, tecavüz ve sınırları aşmaktan alıkoy. </p>
<p>Seni, bu orduya komutan olarak tayin ettim; sakın onları küçümseme, onlara karşı büyüklük taslama. En değerliniz, takvalı olanınızdır. Alimlerinden öğren, cahillerine öğret; akılsızlarını bağışla. Çünkü, sen ancak ilim ışığında, eziyet ve cahillik yapmaktan sakınmakla bir hayır kazanabilirsin.</p>
<p> Sonra İmam ona bazı emir ve yasakları içeren bu mektubu verdi:</p>
<p>Bil ki, öncü askerler ordunun gözleridir; bunların gözleri de, gözcülerdir. Kendi memleketinden çıkıp düşmana yaklaştığında gözcüleri, her semte, dere ve ormana, gizli ve örtülü yerlere, </p>
<p>göndermekten usanma, bıkma; çünkü düşmanlarınız size baskın yapabilir ve pusu kurmuş olabilirler. Beklenmedik bir durum ortaya çıktığında veya istenilmeyen bir vukuat olduğunda, savaşa hazırlıklı olmak amacıyla onlara askeri tatbikat yaptır; bunun dışında, ordu, kabile ve bölüklerini sabahtan akşama kadar yürütme. </p>
<p>Düşmanla karşılaştınızmı, yahut düşman sizinle buluştumu, ordugahınızı yüksek yerlerin yanlarına, yahut dağ eteklerine, yahut da (geçit vermeyecek) ırmak kıyılarına kurun ki, sizin için bir yardımcı ve düşmana karşı siper olsun; ister bir yönden, ister iki yönden olsun düşmanla savaşınız. Düşmanın ansızın baskınından emin olmanız, korkudan rahatlamanız için de dağların yüksekliklerine, tepe başlarına, nehirlerin yüksek yerlerine gözcüler dikin. Kondunuzmu hep birden konun; göçtünüzmü hep birden göçün. Gece basınca dinlenmek istediğinizde ordugâhın çevresine, mızrak ve siperle kuşanmış nöbetçiler dikin. Düşmanın baskınına uğramamanız ve gafil avlanmamanız için, ok atıcılarınız da onların yanında yer alsın.  Sen (ordu komutanı), şahsen orduyu gözetlemeli ve korumalısın. Sabaha dek uykuya dalma, pek az uyu veya uykun suyu ağızda çalkalamak gibi olsun. Düşmana ulaşana kadar durumun ve âdetin (programın) böyle olmalıdır. Savaşta ağırbaşlı ol, acele etmekten sakın; (kaçırılması düşmanın galibiyetine sebep olacak bir) fırsat ele geçerse o başka. Sakın düşman saldırıya geçmeden veya benden bir emir almadan savaşa başlama. Allah’ın rahmeti ve selamı üzerine olsun</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/5933/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hadis Ravilerinin Tanıtması</title>
		<link>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/hadis-ravilerinin-tanitmasi/</link>
		<comments>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/hadis-ravilerinin-tanitmasi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 18:04:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tuhef-ul Ukul]]></category>
		<category><![CDATA[akıllara hediye]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul akıllara hediye]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul bölümleri]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul indir]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul oku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamidavet.biz/?p=5931</guid>
		<description><![CDATA[Süleym b. Kays Emir-ül Mü&#8217;minin Ali aleyhi&#8217;sselâm&#8217;a şöyle dedi: &#8220;Ben Selman, Ebuzer ve Mikdad&#8217;dan Kur&#8217;an tefsiri ve Resulullah salla&#8217;llâhu aleyhi ve alih&#8217;in hadisleri hususunda bazı sözler duymuşum; yine sizler tarafından da bu sözlerin teyid ve tasdik edildiğini işitmişim, daha sonra bu konu hakkında halk içinde rivayet edilen ve bunlara ters düşen bazı sözler görüyorum; acaba [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Süleym b. Kays Emir-ül Mü&#8217;minin Ali aleyhi&#8217;sselâm&#8217;a şöyle dedi: &#8220;Ben Selman, Ebuzer ve Mikdad&#8217;dan Kur&#8217;an tefsiri ve Resulullah salla&#8217;llâhu aleyhi ve alih&#8217;in hadisleri hususunda bazı sözler duymuşum; yine sizler tarafından da bu sözlerin teyid ve tasdik edildiğini işitmişim, daha sonra bu konu hakkında halk içinde rivayet edilen ve bunlara ters düşen bazı sözler görüyorum; acaba halk (Peygamber&#8217;in hadisi hususunda) kasıtlı olarak yalan söylüyor, Kur&#8217;an&#8217;ı, bilerek kendi reyleriyle mi tefsir ediyorlar?&#8221; </p>
<p>Hz. Ali aleyhi&#8217;sselâm şöyle buyurdu: &#8220;Şimdi sorduğun sorunun cevabına dikkat et: İnsanların ellerindeki hadislerden bir kısmı hak bir kısmı ise batıldır; bazısı gerçektir, bazısıysa yalandır. Bazısı, önceki hükmü geçersiz kılan (nasih), bazısı ise hükmü geçersiz kılınandır (mensuhtur). Umumi olanı var, hass olanı var. Manası apaçık olanı olduğu gibi, şüpheli olanı (tevile ihtiyaç duyulanı) da vardır. Doğru ezberlenmiş ve korunmuş olanı da vardır,  yanlış anlaşılmış olanı da vardır. </p>
<p>Resulullah salla’llâhu aleyhi ve alih&#8217;in zamanında bile o kadar yalan hadis uydurdular ki, Peygamber salla’llâhu aleyhi ve alih minbere çıkıp: &#8220;Ey insanlar bana yalan söz isnat eden ve benim adıma yalan söz konuşan çoğalmıştır; kim bilerek bana yalan söz isnat ederse, cehennemde yerini şimdiden hazırlasın.&#8221; diye buyurdu. Peygamber salla’llâhu aleyhi ve alih’in vefatından sonra da ona yalan sözler isnat edildi. </p>
<p>Sana dört çeşit kişiden hadis gelir, bunların beşincisi yoktur: Biri münafıktır; kendisini mü&#8217;min olarak gösterir, müslümanların yaptıklarını yapar, günahtan ve bilerek Resulullah salla&#8217;llâhu aleyhi ve alih&#8217;e yalan isnat etmekten çekinmez. İnsanlar, onun münafık ve yalancı olduğunu bilselerdi hadisini asla, gerçek olarak kabul etmezlerdi. Ama halk, &#8220;Bu Rasulullah salla&#8217;llâhu aleyhi ve alih&#8217;in sahabesidir, onu görmüş, ondan duymuştur&#8221; der, durumunu bilmeksizin sözünü kabul ederler. Oysa Allah, münafıkların durumunu, hallerini en güzel şekilde beyan etmiştir: &#8220;Onları gördün mü bedenleri (zahirleri) hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin.&#8221;[1] Bu grup Peygamber&#8217;den sonra ayrıldılar, çeşitli yerlere dağıldılar, yalan ve iftira ile halkı ateşe çağıran dalalet imamlarına (öncülere) yaklaştılar, yanaştılar, onlar da onları işlerde yetki sahibi kıldılar; fetva ve kadılık makamını onlara verip (halkın malını, canını, namusunu onların yetkisine bıraktılar,) onları, halkın boynuna bindirdiler (onları yetki sahibi ettiler). Onlar vasıtasıyla dünyadaki servetleri yeyip sömürdüler. Kendin de biliyorsun ki (hedefsiz) insanlar, Allah&#8217;ın koruduğu kimseler hariç, dünyaperest hükümdarlara tabidirler; dünya, onların aradıkları nihai hedeftir. İşte bu, o dört çeşit raviden biridir.</p>
<p>İkincisi; Resulullah salla&#8217;llâhu aleyhi ve alih&#8217;ten bir söz duymuştur; fakat hataya düşmüştür; gerektiği gibi zihnine yerleştirmemiştir; bile bile de yalan söylemiyor ve yanlış amel ediyor ve: “Ben Resulullah salla&#8217;llâhu aleyhi ve alih&#8217;ten böyle duydum” diyor. İnsanlar, onun hadisi yanlış anladığını bilselerdi, sözünü kabul etmezlerdi; o da yanıldığını bilseydi, o hadisi rivayet etmez, onunla amel de etmezdi. Bu da ikincisidir.</p>
<p>Üçüncüsi ise; Resulullah salla’llâhu aleyhi ve alih&#8217;in bir şeyi emrettiğini işitmiştir; fakat Resulullah sonradan onu nehyetmiştir; o kişiyse bunu bilmez. Yahut bir şeyden nehyettiğini duymuştur; oysa sonradan onu emretmiştir; ondan haberi yoktur. Geçersiz kılınmış hükmü bellemiştir, nesheden hükmü bellememiştir. Müslümanlar, hükmün kaldırıldığını bilselerdi, onu reddederlerdi. Onun kendisi de reddederdi. Bu da üçüncü kişidir. </p>
<p>Bir dördüncüsü de vardır ki; ne Allah&#8217;a yalan isnat eder, ne de Resulüne. Allah&#8217;tan korktuğundan ve Resulullah salla’llâhu aleyhi ve alih&#8217;in kadrini bildiğinden yalandan nefret eder. Ne yanlış anlamıştır, ne duyduğunu unutmuştur, aksine duyduğu her şeyi aynı şekilde bellemiştir. Onu gerçeğe uygun olarak rivayet etmektedir; o söze ne bir şey katar, ne de ondan bir şey eksiltir. Hükmü kaldıran (nasih) sözü bilir, onunla amel eder; geçersiz kılınmış hükmü (mensuhu) de bilir, onu terkeder. Zira Resulullah salla’llâhu aleyhi ve alih&#8217;in de Kur&#8217;an gibi nesheden, nesholunan muhkem ve müteşabih hadisleri vardır. Resulullah salla’llâhu aleyhi ve alih&#8217;in de iki yönü olan, genel ve özel emirleri vardır. Allah-u Teâla buyuruyor ki: &#8220;Peygamber, size ne verirse alın onu ve neden vazgeçmenizi isterse vezgeçin ondan.&#8221;[2] </p>
<p>Rasulullah salla&#8217;llâhu aleyhi ve alih&#8217;in sözünü doğru idrak edemeyen, Allah&#8217;ın ve Resulü&#8217;nün o sözle neyi kasdettiğini bilmeyen, anlamayan kimseler de onun sözünü duyuyorlardı. Resulullah salla’llâhu aleyhi ve alih&#8217;in ashabından her soru soran (cevabını) anlamazdı; onlardan soru sorup fakat cevabını anlamayan kimseler de vardı. Hatta bir çöl arabının, bir garibin veya kitap ehlinden birisinin gelip bir şey sormasını ve Peygamber’in onlara vereceği cevabı duyup bilmek (anlamak) isterlerdi. </p>
<p>Fakat ben her gün Peygamber&#8217;in huzuruna varırdım, benim için evi boşaltır, bana her şeyden bahsederdi, bütün ashabın bundan haberi vardı, başka hiç kimseye de böyle davranmadığını herkes biliyordu. Bazen benim evime gelirdi, ben de onun yanına gittiğimde, hanımlarını bile odadan dışarı çıkarırdı, benden başka hiç bir kimse o odada kalmazdı. Sorduğumda cevap verirdi, sustuğumda ve sorum bittiğinde o başlardı. Gece ve gündüz, gök, yer, dünya, ahiret, cennet, cehennem, ova, dağ, nur, zulmet hakkında nazil olan her ayeti bana okur ve yazdırırdı, ben de kendi elimle onları yazardım. Onların kıyamete dek olan te&#8217;vil ve tefsirini, nasih, mensuh, muhkem, müteşabih, has ve umum ( özel ve genel) olanını, nerede ve ne hakkında nazil olduğunu açıklardı. </p>
<p>[1]- Münafikun/4.</p>
<p>[2]- Haşr-7.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/hadis-ravilerinin-tanitmasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İslam&#8217;ın Temellerİ, Tövbe ve Mağfiret Dilemenin Hakikati ile İlgili Sözlrinin Bir Bölümü</title>
		<link>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/islamin-temelleri-tovbe-ve-magfiret-dilemenin-hakikati-ile-ilgili-sozlrinin-bir-bolumu/</link>
		<comments>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/islamin-temelleri-tovbe-ve-magfiret-dilemenin-hakikati-ile-ilgili-sozlrinin-bir-bolumu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 18:03:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tuhef-ul Ukul]]></category>
		<category><![CDATA[akıllara hediye]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul akıllara hediye]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul bölümleri]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul indir]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul oku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamidavet.biz/?p=5929</guid>
		<description><![CDATA[Kumeyl b. Ziyad der ki: &#8220;Emir-ül Mü&#8217;minin Ali aleyhi&#8217;sselâm&#8217;dan: “İslam&#8217;ın erkânı nedir?” diye sordum. Buyurdular ki: İslam&#8217;ın erkânı yedidir: 1- Sabrın esası olan akıl. (Akıl olmaksızın sabretmek mümkün değildir.) 2- Irzı (namus ve şerefi) korumak ve doğru konuşmak. 3- Kur&#8217;an&#8217;ı gerekli şekilde okumak. 4- Allah için sevmek, Allah için nefret etmek. 5- Muhammed salla’llâhu aleyhi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kumeyl b. Ziyad der ki: &#8220;Emir-ül Mü&#8217;minin Ali aleyhi&#8217;sselâm&#8217;dan: “İslam&#8217;ın erkânı nedir?” diye sordum. Buyurdular ki: İslam&#8217;ın erkânı yedidir: </p>
<p>1- Sabrın esası olan akıl. (Akıl olmaksızın sabretmek mümkün değildir.) </p>
<p>2- Irzı (namus ve şerefi) korumak ve doğru konuşmak. </p>
<p>3- Kur&#8217;an&#8217;ı gerekli şekilde okumak. </p>
<p>4- Allah için sevmek, Allah için nefret etmek. </p>
<p>5- Muhammed salla’llâhu aleyhi ve alih&#8217;in Ehl-i Beyt&#8217;inin hakkına riayet etmek ve onların velayet makamını tanımak. </p>
<p>6- Kardeşlerin hakkını gözetmek ve onları müdafaa etmek. </p>
<p>7- Komşularla iyi geçinmek. </p>
<p>İmam&#8217;dan: &#8220;Ey Emir-ül Mü&#8217;minin, bir kul günah işliyor, sonra da mağfiret diliyor; acaba mağfiret dilemenin haddi (gerçeği) nedir?&#8221; diye sordum. İmam şöyle buyurdular: Ey Ziyad oğlu (Kumeyl), mağfiret dilemenin haddi tövbedir. “Yalnız bu mu?” dedim, &#8220;Hayır&#8221; buyurdular. “Öyleyse nasıldır?” dedim; buyurdular ki: &#8220;Kul bir günah işlediğinde tahrik ile esteğfirullah&#8221; diyor. “Tahrik nedir?” diye sordum; buyurdular ki: &#8220;Dil ve dudakları hareket ettirmektir; ardından hakikatin gelmesini istiyor&#8221; dedi. “Hakikat nedir?” diye sordum. &#8220;Kalple tasdik etmek ve mağfiret dilediği günahı tekrarlamamaya karar vermektir.&#8221; buyurdular. Kumeyl: &#8220;Eğer böyle yaparsam mağfiret dileyenlerden sayılır mıyım?” diye sorunca İmam şöyle buyurdu: &#8220;Hayır.&#8221; Kumeyl: “Peki nasıl yapmalı?” dediğimde, buyurdular ki: &#8220;Çünkü sen henüz mağfiret dilemenin aslına ulaşmamışsın.&#8221; Kumeyl: “Mağfiret dilemenin aslı nedir?” diye sordum, İmam buyurdular ki: &#8220;Mağfiret dilediği günahtan tövbeye dönmektir; işte bu ibadet edenlerin ilk derecesidir. Bir de günahı terkedip mağfiret dilemenin altı manası vardır: </p>
<p>1- Geçmişe pişmanlık duymak. </p>
<p>2- Ebedi olarak (günaha) dönmemeye karar vermek. </p>
<p>3- Kendi ile diğer yaratıklar arasında bulunan hakları eda etmek. </p>
<p>4- Her farz olan işte Allah&#8217;ın hakkını eda etmek. </p>
<p>5- Haramla oluşan etleri, deri kemiğe yapışacak derecede eritmek; sonra yerine (helalle oluşan) yeni et meydana getirmek. </p>
<p>6- Vücuda günahın tadını tattırdığın gibi, ona itaatın da meşakkat ve acısını tattırmak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/islamin-temelleri-tovbe-ve-magfiret-dilemenin-hakikati-ile-ilgili-sozlrinin-bir-bolumu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hz.  Ali (a.s)&#8217;ın Vefatı Sırasında, Oğlu İmam Hasan&#8217;a Yaptığı Vasiyeti</title>
		<link>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/hz-ali-a-sin-vefati-sirasinda-oglu-imam-hasana-yaptigi-vasiyeti/</link>
		<comments>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/hz-ali-a-sin-vefati-sirasinda-oglu-imam-hasana-yaptigi-vasiyeti/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Feb 2012 17:57:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tuhef-ul Ukul]]></category>
		<category><![CDATA[akıllara hediye]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul akıllara hediye]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul bölümleri]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul indir]]></category>
		<category><![CDATA[tuhef-ul ukul oku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.islamidavet.biz/?p=5927</guid>
		<description><![CDATA[Bu, Ebu Talip oğlu Ali&#8217;nin vasiyetnamesidir. Mü&#8217;minleri, Allah&#8217;tan başka bir mabudun olmadığına, tek ve şeriksiz olduğuna ve Muhammed&#8217;in O’nun kulu ve Resulü olduğuna, kâfirler sevmese de, bütün dinlere galip gelmesi için onu doğru yol ve hak dinle göndermiş olduğuna şehadet etmelerini vasiyet ederim. Allah&#8217;ın salat ve selamı Muhammed salla’llâhu aleyhi ve alih&#8217;e olsun. Namazım, ibadetim, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> Bu, Ebu Talip oğlu Ali&#8217;nin vasiyetnamesidir. Mü&#8217;minleri, Allah&#8217;tan başka bir mabudun olmadığına, tek ve şeriksiz olduğuna ve Muhammed&#8217;in O’nun kulu ve Resulü olduğuna, kâfirler sevmese de, bütün dinlere galip gelmesi için onu doğru yol ve hak dinle göndermiş olduğuna şehadet etmelerini vasiyet ederim. Allah&#8217;ın salat ve selamı Muhammed salla’llâhu aleyhi ve alih&#8217;e olsun. Namazım, ibadetim, hayatım, ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir; eşi, ortağı yoktur, bana bu emredildi ve ben, O’na teslim olanların ilkiyim. </p>
<p> Ey Hasan! Sana, bütün evladıma, Ehl-i Beyt’ime ve bu yazım kime ulaşırsa ona, Allah&#8217;tan sakınmayı vasiyet ederim. Müslüman olarak ölün, hepiniz birlikte Allah&#8217;ın ipine (Kur&#8217;an&#8217;a) sarılın, tefrikaya düşmeyin. Peygamber salla’llâhu aleyhi ve alih&#8217;in şöyle buyurduğunu duydum: &#8220;İki kişinin arasını bulmak, bütün namazlardan, oruçlardan daha faziletlidir.” Helak edici ve dini temelden yok eden (ahlak), arabozuculuk ve fitne çıkarmaktır. La kuvvete illa billah (Allah&#8217;ın kudretinden başka hiçbir kudret yoktur). Allah-u Teâla&#8217;nın kıyamet gününün hesabını size kolaylaştırması için akrabalarınıza bakın (onları koruyun), onlarla iyi ilişki kurun. </p>
<p>Allah için, Allah için, yetimleri koruyun; sakın gözünüzün önünde onlar zayi olmasınlar. Ben Resulullah salla’llâhu aleyhi ve alih&#8217;in şöyle buyurduğunu duydum: &#8220;Kim bir yetimi kendisini idare edebilene kadar gözetir, ona bakarsa Allah, cenneti ona farz kılar; nitekim yetimin malını yiyen kimseye de cehennemi farz kılmıştır.&#8221; </p>
<p>Allah için, Allah için, Kur&#8217;an’a riayet edin; onu anlamakta[2] başkaları sizden öne geçmesin. </p>
<p>Allah için, Allah için, komşularınızın hakkını gözetin; Resulullah salla&#8217;llâhu aleyhi ve alih onları tavsiye etmiştir; komşular hakkında o kadar tavsiyede bulunuyordu  ki, onları da miras alanlardan kılacağını sandık.</p>
<p>Allah için, Allah için, Rabbinizin evini ziyareti, haccetmeyi bırakmayın; hayatta bulundukça o evi boş bırakmayın; çünkü o ev terkedilirse mühlet bile verilmez sizlere azap gelip çatar. O evin ziyaretine gidenin geri getirdiği en küçük hediye, geçmiş günahlarının affedilmesi olur. </p>
<p>Allah için, Allah için, namazı bırakmayın; çünkü o, en iyi amel ve dininizin direğidir. </p>
<p>Allah için, Allah için, zekât verin; o Rabbinizin gazabını yatıştırır. </p>
<p>Allah için, Allah için, Ramazan orucunu tutun; çünkü o ateşe karşı bir siperdir. </p>
<p>Allah için, Allah için, fakirler ve yoksulları gözetin; onları kendi yaşantınızda ortak kılın. </p>
<p>Allah için, Allah için, mallarınızla, canlarınızla, dillerinizle cihad edin. Ancak iki kişi cihad edebilir; biri hidayete ermiş imam (önder), diğeri ise ona uyan, itaat eden kişi. </p>
<p>Allah için, Allah için, Peygamber salla&#8217;llâhu aleyhi ve alih’inizin evlatlarınınn hakkını gözetin; sakın onları savunmaya kadir olduğunuz halde, aranızda zulme uğramasınlar. </p>
<p>Allah için, Allah için, Peygamber salla’llâhu aleyhi ve alih’inizin bid’at çıkarmayan, bid’atçıya da sığınak vermeyen ashabını gözetin; Resulullah salla&#8217;llâhu aleyhi ve alih ashabı hakkında tavsiyede bulunmuştur; onlardan veya başka kimselerden bid’at çıkaranları ve bidatçılara sığınak verenleri ise lanetlemiştir. </p>
<p>Allah için, Allah için, kadınlarınızın ve malik olduğunuz köle ve cariyelerin haklarına riayet edin; Peygamber’inizin en son sözü şundan ibaret idi: &#8220;İki güçsüz grubu size tavsiye ediyorum: Kadınları ve malik olduğunuz köle ve cariyeleri.”</p>
<p>Namaz, namaz, namaz! Allah hakkında hiçbir kimsenin kınamasından korkmayın; Allah, size kötülük ve zulüm yapmak isteyen kimsenin şerrinden sizi korur. Halkla, Allah&#8217;ın emrettiği şekilde güzel bir dille konuşun. İyiliği emredip kötülükten alıkoymayı terketmeyin; çünkü (bunu yapmadığınız takdirde) Allah, en kötü olanlarınızı başınıza geçirir; sonra (şerlerinden kurtulmak için) dua edersiniz; duanız kabul olmaz. </p>
<p>Ey evlatlarım, birbirinizle güzel ilişkiniz olsun, birbirinizi görüp gözetin, birbirinizin ihtiyacını giderin, birbirinizden ayrılmayın, birbirinizden yüz çevirmeyin, tefrikaya düşmeyin. İyilik etmek ve kötülükten sakınmak hususunda birbirinize yardım edin, suç işlemek ve düşmanlık etmek için yardımlaşmayın ve Allah&#8217;tan korkun, sakının, şüphe yok ki Allah&#8217;ın cezası çok çetindir. Allah-u Teâla siz Ehl-i Beyt’i korusun ve Peygamber&#8217;in izin izlerini sizinle korusun. Sizi Allah&#8217;a ısmarlıyorum. Sizi selamlıyor ve Allah&#8217;ın rahmet ve bereketinin üzerinize olmasını diliyorum. Sonra bu dünyayı terkedinceye kadar hep &#8220;la ilahe illellah&#8221; diyordu. </p>
<p>[1]- Bu vasiyetten sadece kitabın gerektirdiği miktarı aktardık.</p>
<p>[2]- Nehc-ül Belağa&#8217;nın nakline göre: “onunla amel etmekte.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.islamidavet.biz/kitaplar/tuhef-ul-ukul/hz-ali-a-sin-vefati-sirasinda-oglu-imam-hasana-yaptigi-vasiyeti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

